Ateşin, şarabın ve tarihin diyarı; Azerbaycan

”Seyahatin en büyük hediyesi, daha önce hiç fark etmediğin sorularla karşılaşmaktır”

Pico İver

 

 

 

 

 

 

Bakü: Doğu ile Batının, Tarih ile Modernliğin Buluştuğu Rüzgârlar Şehri

Nazım Hikmet’in 1957 yılında Hazar Denizi’nin en büyük kenti Bakü’ye ayak bastığında yaşadığı özlem hâlâ şehrin taşlarında hissediliyordu. Kaldığı otelin görevlisine Türkçe seslendiğinde Rusça yanıt alması, şairin kendi diline duyduğu hasreti daha da artırmıştı. Sovyet Başkanı Mirza İbrahim’e “Oysa ben buraya Türkçemi işitmeye, okumaya geldim” demesi, Bakü’nün kültürel ve dilsel geçmişine ışık tutuyor. O dönemin Yazarlar Birliği Başkanı Anar Rızaev’in Azeri-Türk edebiyatından seçtiği 100 eser arasında Nazım Hikmet’in kitaplarının en önde yer alması, şairin hayalini kurduğu “harflerle döşenmiş bir İpek Yolu” fikrini akla getiriyor.

Tıpkı Nazım Hikmet gibi, benim de yolum Bakü’ye düştü. Trafiğe kapalı ağaçlı yollarında yürüdüm, Arnavut kaldırımlı sokaklarında adım attım, kahvelerde soluklandım ve şairin dizelerini tekrar okudum. Kafkasya’da doğu ile batının bu kadar zarif bir şekilde harmanlandığı başka bir yer olduğunu sanmıyorum. Rüzgârlar Şehri Bakü, sadece esintili sokaklarıyla değil, değişim rüzgârlarının da şekillendirdiği modern yüzüyle büyülüyor.

 

 

 


Bakü’nün Tarihi ve Modern Yüzü

Bakü’nün güneşte yanan taş mimarisi, İslami detaylarla bezeli eski evleri ve labirenti andıran sokakları Eski Şehir’in kapılarıyla birleşerek büyüleyici bir atmosfer yaratıyor. Minyatür Kitaplar Müzesi, 17. yüzyıldan kalma Kur’an-ı Kerim kopyası ve Beatles şarkılarıyla dünyada eşine az rastlanır bir deneyim sunuyor. Satranç şampiyonu Garry Kasparov’un da kenti olan Bakü, Formula 1 Grand Prix’sine ev sahipliği yaparken, Halı Müzesi geleneksel halıcılığın geçmişten günümüze uzanan mirasını gözler önüne seriyor. Güzel Sanatlar Müzesi ise barok, klasik ve yerel sanat eserleriyle geniş bir yelpaze sunuyor.

Ve küçük bir ayrıntı: “Ela gözlüm, senden ayrı düşeli” türküsünün sözlerinin, o günlerin Yazarlar Birliği Başkanı’nın annesi Nigar Rızaeva’ya ait olduğunu biliyor muydunuz?


Kültür, Sanat ve Edebiyat Başkenti

Türkçe ve Azerbaycan dilleri Oğuz dilleri grubunun kardeşi; kökler aynı, sadece alışmaya bakıyor. Bakü, modern dokusu, tarzı, kültürü ve neoklasik mimarisiyle tamamen kendine özgü bir hikaye anlatıyor. Mor renkli taksileri nedeniyle “badımcan” (patlıcan) lakabını almış ve şairler, düşünürler, sanatçılar eşsiz heykellerle onurlandırılmış.

Nizami Gencevi Edebiyat Müzesi, efsanevi şairin zarif dili ve evrensel duygusuyla kenti adeta bir kültür ikonuna dönüştürmüş. Cephesinde altı büyük edebiyatçı heykeli yer alıyor ve içerisi tam bir düşünce arşivi. Haydar Aliyev Sanat Merkezi ise Zaha Hadid’in imzasını taşıyor; ödüllü tasarımıyla Bakü’yü dünya mimarlık haritasında üst sıralara taşıyor. Nobel Kardeşler Müzesi ise petrol ve sanayileşme tarihine ışık tutuyor; dünyanın ilk petrol boru hattı ve modern rafinerileri burada ortaya çıkmış.

Kültür turundan sonra, kestaneli narlı kuzu eti, patlıcan salatası, mantı ve bademli baklava ile enerji toplamak şart. Ülke müziği ve mugamın uzay yolculuğu tadında bir ritmi olduğunu bilmek ise meraklıları cezbediyor.


Eski ve Yeni Şehrin Buluşması

Azerice’de “Bakı” olarak bilinen şehir, kırsal kesimi, yüksek dağları, gölleri ve kaya oluşumlarıyla göz kamaştırıyor. Hem tarihi taş binaların gece aydınlatmaları hem de geniş bulvarların ışıklı danslarıyla modern bir görüntü sunuyor.

Tarihi sur içindeki Eski Şehir’de minicik avlular, taş merdivenler ve oymalı pencereler her biri ayrı bir sır taşıyor. Şirvanşahlar Sarayı, ülke medeniyeti açısından büyük öneme sahip. Filarmoniya Parkı ise 1830’dan bu yana zarif bir peyzaj sunuyor.

Nizami Caddesi, geçmişin izlerini taşırken bugünün ritmine de ayak uyduruyor; Sovyet döneminden kalan taş yapılar, sokak sanatçıları, modern butikler ve heykellerle zaman karmasını gözler önüne seriyor. Modern Bakü’nün simgesi Alev Kuleleri’ni görmeden şehir tamamlanmış sayılmaz. Sahildeki Four Seasons Hotel, geçmişin izlerini taşıyan Avrupa mimarisini andırıyor.

Havyar meraklıları için ise Mavi Mersin balığı Hazar Denizi’nde yaşıyor ve ürettiği havyar dünyada en değerli türlerden.

 

 

 

 

 


Ateş Ülkesi: Tarih ve Zerdüştlük

Bakü, eski Zerdüştlüğün mirasına selam duran “Ateş Ülkesi” olarak biliniyor. Zerdüşt tapınakları ve dergahlarını görmek, bu kültürel mirası anlamak açısından büyük bir kazanım. Eski İpek Yolu boyunca ticaretle güçlenen Bakü, 19. yüzyılda dünyanın ilk petrol başkenti oldu. Eski kervansaray kasabası, sanayi çağının akaryakıt istasyonuna dönüştü.

1911’de bir ziyaretçi şöyle demiş:
“Petrol, insanın soluduğu havada, burun deliklerinde, gözlerinde, sabah banyosunun suyunda, kolalı çamaşırlarda her yerde.”

Bakü’nün tarihi şehir kapıları 12. yüzyıldan kalma savunma duvarına aitti ve birçok kez el değiştirdi; Rusya, İran, Osmanlı ve kısa bir süre Büyük Britanya’nın etkilerini gördü. Antikacı dükkanları, Faberge ve ustalarının mirasını sergilerken, şehrin kültürel karmaşıklığını gözler önüne seriyor.

Fuad Ahundov’un dediği gibi:
“Bakü, doğu ile batının, kuzey ile güneyin bir karışımıdır. Bakü, buraya gelen her fikri kabul ediyor, sonra bir şekilde onu kendine ait bir şeye dönüştürüyor.”


Şarap, Yemek ve Dil Keyfi

Azerbaycan’da şarap ve tarih birbirine öylesine iç içe ki, Kafkasya eteklerinden Hazar Denizi kıyılarına kadar uzanan üzüm bağları keşfedilmeyi bekliyor. Merdese ve bayanshira üzümleri, chardonnay ve pinot noir çeşitleri, bakır fıçılarda olgunlaştırılan beyaz şaraplarla birlikte tadımlar sunuyor.

Kahve yanında reyhan kompotu, Türkçe-Azeri Türkçesi şakaları ve yerel yemekler, şehir deneyimini tamamlıyor. “Uçakta düşüyoruz”, “sakla düşem”, “kravatını düzelteyim mi?” gibi dil oyunları, Bakü’nün sıcak ve samimi yüzünü gösteriyor.


Azerbaycan’ın Coğrafyası ve Doğal Güzellikleri

Bakü sadece bir başkent değil; Azerbaycan’ın coğrafi çeşitliliğinin de bir vitrini. Kuzeyde dağlar, güneyde Hazar Denizi, doğuda çöl ve batıda ormanlar… Karadağlar ve Büyük Kafkaslar, yürüyüş, trekking ve doğa fotoğrafçılığı için eşsiz fırsatlar sunuyor. Şeki, Gabala, Lahıc gibi köyler ve kasabalar, geleneksel mimarisi, el sanatları ve el değmemiş doğasıyla ülkenin diğer yüzünü gösteriyor.

Hazar Denizi kıyıları, deniz ürünleri ve plaj keyfi sunarken, Azerbaycan’ın ünlü milli içeceklerinden olan ayran ve nar suyu tadılabilir. Ülkenin iç kesimlerinde ise şeftali, elma ve üzüm bağlarıyla karşılaşmak mümkün.


Bakü, doğu ile batının, tarih ile modernliğin, rüzgâr ile güneşin buluştuğu bir şehir. Her köşesinde bir hikaye, her taşında bir sır saklı. Adımlarınızı attığınız anda kendinizi tarihin, kültürün ve lezzetin büyüleyici akışına kaptıracağınız bir başkent.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir